halis ece

 

Halis ECE


Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), bir Kurban veya Ramazan Bayramı’nda mescide giderken kadınların yanından geçer ve onlara; 

“— Ey kadınlar topluluğu! Sadaka verin, istiğfârı da çok yapın. Çünkü bana cehennem ehli gösterildi, ekseriyeti sizler idiniz.’ der. 

Bunun üzerine aklı başında ve fasih (düzgün-edebi ve güzel) konuşan bir kadın, 

— Yâ Rasûlüllah! Neden biz cehennem ehlinin çoğunluğunu teşkil ediyoruz? diye sorar. 

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), 

‘— Çünkü siz çok lânet eder, kocalarınıza karşı nankörlükte bulunursunuz. Akıl ve dîni noksan olanlardan hiç birinin, akıllı bir kimseye sizin kadar galebe çaldığını görmedim’ cevabını verir. 

Bu defa kadın, 

- ‘Yâ Resûlüllah! Akıl ve dînimizde eksiklik nedir?' diye sorar. 

Fahr-i âlem Efendimiz (s.a.v.), 

- ‘Akıl noksanlığına gelince; iki kadının şahitliği bir erkeğin şâhitliğine denktir. İşte aklın noksanlığı budur. Kadın hayız gününde namaz kılmaz, oruç tutmaz, bu da dîninin noksanlığıdır.’ buyurur.” (1)  

***

Bu hadîs-i şerifte nazar-ı dikkatimize sunulan hususları teker teker ele alalım... 

1) Kadınların, mutlak cinsiyetleri yüzünden değil, bazı amelleri sebebiyle cehennem ehlinin çoğunluğunu teşkil etmiş olmaları... 

Nebîler Serveri Efendimiz (s.a.v.), bunu, lâneti çok yapma ve kocalarına karşı nankörlükte bulunma kaydı ile belirtiyor. 

Bir başka hadîs-i şerifte Sevgili Peygamberimiz, kendilerine verilen sırrı ifşâ eden, bir şey istenildiğinde cimrilik yapan, bir şeyi istediğinde de ısrarla isteyen, kendilerine bir şey verilince teşekkür etmeyen kadınların cehennem ehlinden olduğunu beyan etmektedir. (2)  

Her iki hadîs-i şerifte de görüldüğü üzere, insanı, erkek olsun kadın olsun, cehenneme ehil hâle getiren şey, onun cinsiyeti değil, kazanmış olduğu vasıflarıdır. Aslında aynı şeyler erkekler için de geçerlidir. Ancak, küllî nazarla (bütüncül bir bakışla) bakıldığında bu vasıflar, erkeklere nisbetle kadınlarda belki daha fazladır. Resûlüllah Efendimiz de buna işâret buyurmaktadırlar. 

2) Kadınlardaki bu vasıflar ile sadaka ve istiğfâr arasındaki alâka ve münâsebet... 

Bahsi geçen günahlara keffâret olması hasebiyle bu iki amelin yani sadaka ve istiğfarın çoğaltılması, mes’elenin uhrevî yönü bakımından büyük ehemmiyet arzetmektedir. 

3) Kadınların; basîret, temkin, îtidâl, akıl ve din mevzûlarında kendilerinden daha kâmil bulunan erkeklerin akıllarını çelmesi meselesine gelince... 

Lisan ilminin bazı hususiyetleri itibariyle burada ifade edilen şeyi, umumileştirerek bütün kadınlara, daha doğrusu cinsiyete hamletmek mümkün değildir. Kaldı ki aynı fiilleri erkeklerin işlemesi durumunda da hüküm değişmeyecektir. Yine bu cümle, bazı fıtrî hususiyetleri itibariyle, erkeklere nisbetle daha âciz ve zayıf olan kadınların, buna rağmen onlara galebe çalması ve buna Resûlüllah Efendimiz’in duyduğu hayreti ifade etmektedir. Burada, Abdülhalim Ebû Şakka’nın tesbitiyle Efendimiz (s.a.v.), kadınlara sanki şöyle demektedir: 'Ey kadınlar! Sizdeki zayıflığa mukabil, Allah size akıllı bir erkeğin aklını yönlendirme imkânı vermiştir. Allah’tan korkun! Bu gücünüzü ancak hayırda ve iyi olan şeylerde kullanın.' (3)  

4) Akıl ve dindeki noksanlık... 

Zaten mevzuun mihverini/konunun eksenini de bu iki husus teşkil etmektedir. Âlimlerden bazıları, kadınlara mahsus haller yani hayız, nifas sebebiyle ibâdetlerindeki noksanlığa; hâmilelik veya ictimaî mevkileri/sosyal konumları gereği evine, kocasına, çocuğuna bakma gibi mükellefiyetleri sebebiyle de, hayatın bazı alanlarında kavrama ve anlama eksikliği olabileceğine işaret ederek izahlarda bulunmuşlardır. Tecrîd-i Sarih mütercimi Ahmet Nâim Efendi ise, “İslâm’ın, îmânın, dînin zâtına eksiklik veya fazlalık izâfesi mümkün değildir. Bu eksiklik veya fazlalık sıfata râcidir” (4) diyerek, hadîs-i şerifteki söz konusu cümleye kısa ve güzel bir açıklama getirmiştir. 

5) Akıl noksanlığında iki kadının şâhitliğinin bir erkeğin şâhitliğine müsâvi olması ile alâkalı beyân-ı Nebevî’ye gelince... 

Şâhitlik hakkındaki miktar, hilkatten/yaratılıştan gelen aklî sâfiyet-saflık/halislik/temizlik sebebiyle mutlak bir beyandır, değiştirilemez. Zira Kur’ân-ı Kerim’de “... Erkeklerinizden iki de şâhit yapın; eğer iki erkek bulunmazsa, o halde râzı (ve doğruluğuna emîn) olacağınız şâhitlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu sûretle) kadınlardan biri unutursa, öbürünün hatırlaması (kolay olur)...” (5) buyuruluyor. 

Hasılı, bu hususlarda ileri-geri konuşmanın, farklı tevil ve yorumlarla belli çevreleri memnun etmeye çalışmanın kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Rabbimizin beyanı apaçık ortadadır. 

***

Son söz:

Ey Rabbimiz! 

Hanım kardeşlerimizi; lâneti çok etmeyen, beddua okumayan... 

Eşlerine karşı nankörlükte bulunmayan... 

Kendilerine emanet edilen sırları fâş etmeyen/ortalığa saçıp dökmeyen... 

Bir şey istenildiğinde cimrilik etmeyip cömert davranan... 

Kendileri bir şeyi istediğinde de ısrar etmeyen... 

Kendilerine bir şey verilince de mutlaka teşekkür etmesini bilen mü'min kadınlar grubuna dahil eyle. Bu çerçevenin dışına çıkartma Allah'ım! Habibinin haber verdiği kötü huylardan uzak kıl Rabb'im! Özellikle de bu mübarek Arafe ve Bayram günlerinde Allah'ım! Amin...


DİPNOTLAR
(1) Buhârî, Hayız 6; Müslim, Îman 132.
(2) İmam Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3, 353.
(3) İslâm Kadın ansiklopedisi, 1/228.
(4) Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, 1, 224.
(5) Bakara suresi, 2/282.


 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !