...Yiyiniz,İçiniz,İsraf Etmeyiniz,Çünkü ALLAH (c.c) İsraf edenleri SEVMEZ...

HAK YOLCUSU...

Ana Sayfa Profilim Arşiv Blog İşleri




Saatımız kaç



Hakkımda

Salat ve Selam,Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V) in ve Bütün Peygamberlerin,Eshabı nın,Hz.Adem'den bu güne kadar yaşamış olan ve yaşamakta bulunan,Başta Salihler olmak üzere,bütün Mü'minlerin üzerine olsun..Kainattaki zerrelerin Rabbimizi tesbih edişlerinin adedince.AMİNN..
Bütün Dünya Benim olsa Gamım Bitmez Nedendir Bu... Taaa Ezelden Beri Gam Turabla Yoğrulmuş Bedendir Bu... Gelen Gider Giden Gelmez iki Kapılı Handır Bu... Sakın insafı Terk etme Makamı imtihandır Bu..(Y.S.S.HAN)..


Kategorilerim



Yazılarım

ikindi çayı sofrası..
Makarna Salatası
Hayırlı Bayramlar..
Gül Börek
Sandaviç Poğaça
Kakoolu Yaş Pasta..
Mantar Kurabiye.
LorluTepsi Böreği.
Eşlerin Birbirinin Kıymetini Bilmeleri
Evliliğin düşmanları


Arkadaşlarım

sumeyye1
blogcuabla
malihaber
vaktivisal
vird
cennetkokusu
1incitanem
ruzun
illedeyemek
sevgialemi
pitircik1984
yermisinyemezmisin
nasibim
annemmutfaktatv
kardelensiz
yasemenlesiniz
hayattasarimi
kadifece
sevgipinari01
yuksektopuklar
busecegunler
hayalimdekiblog
begonviller
2563
yemekyapmali
rufeydem
ssonmektup
allahinadiyla


Dost Siteler

* Bau011flantu0131 bau015flu0131u011fu0131


Ziyaretçilerim





Bannerim




Bağlantılarım



Cimcimem






widgets
Ödüllü BloglarYarisiyor.Com Kampanyasina Katılmak Ücretsiz, Haydi Durma!!!



Şem'ûne'l-Gâzi aleyhisselâm ve Kadir Gecesi.


 Halis ECE

 Şem'ûne'l-Gâzi aleyhisselâm ve Kadir Gecesi  

Âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ashabına (r.anhüm) bir gün, İsrâiloğulları’ndan bir kişiyi anlatmıştı. Bu zât (ki o Şem’ûne'l-Gâzî'dir), bin ay Allah yolunda silâh kuşanarak cihâd etmiş, gecelerini de ibadetle geçirmişti. Müslümanlar hayretler içinde kalarak ona gıpta ettiler/imrendiler... 'Keşke bizim ömrümüz de onunki gibi uzun olsaydı da, biz de din uğruna Allah için cihad etseydik' dediler. Bunun üzerine Allah Tealâ, Ümmet-i Muhammed’e olan lûtuf ve merhametini beyan etmek üzere Kadir Sûresi’ni inzal edip; ‘(Size Kur’an’ın indirildiği) Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır' buyurdu. (Bkz. el-Vâhidî, Kitabu'l-Megazî, s. 486) 

***

Diğer bir rivayetse şöyledir:

Peygamber Efendimiz’e ümmetinin ömrü gösterilmişti. Rasûlullah (s.a.v.) bu süreyi, önceki insanların ömrüne nisbetle çok kısa buldu. Ümmetinin, onlar kadar sâlih amel işlemekten mahrum kalacağını düşündü. Bunun üzerine Cenab-ı Hak, ona ve ümmetine, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni lûtfetti. (İmam Malik, Muvatta’, İ’tikaf, 15)

*** 

ŞEMÛNE'L-GÂZİ

Şem'ûne'l-Gâzi
hazretlerinin doğum ve vefat tarihleri hakkında kayıtlarda kesin bir bilgi yoktur. Hz. İsa’dan (a.s.) sonra dünyaya geldiği, ancak hangi asırda geldiği belli değildir. III. ya da IV. asırda yaşamış olabileceği tahmin edilmektedir. 

***

Tarihi kaynaklarda onunla ilgili şu özet bilgilerle karşılaşmaktayız: 

Rum beldelerinden bir beldede ismine Şem’ûn bin Mesih denilen bir zat vardı. Bu zat, İncil ehlindendi. Annesi onu Allah yolunda hizmet etmesi için nezretmişti. Kavmi putlara tapıyordu. Şem’ûn’un evi şehrinden uzak bir yerdeydi. 

Şem’ûn, Allah Teala’yı inkâr eden, putlara tapan sapık kavmi ile cihad edip onları Allah’a imana çağırıyordu... Tek başına yaptığı mücadelelerde-savaşlarda çok ganimet elde ediyordu... Savaşırken susadığı zaman Allah onun için bir taştan gayet leziz bir su akıtırdı. Bu su, o içip kanasıya kadar akardı... Kendisine büyük bir güç ve kuvvet verilmişti. 

Ana hatlarıyla vasıflarından/özelliklerinden söz ettiğimiz bu mübarek zatın
Erciyes'in batısında bulunan ve bugün adı “Evliya Dağı” diye anılan bir dağda yaşadığı rivayeti yaygındı... Çevre halkının arasındaki adı, “Şem’ûn el-Gâzi”dir. Hatta XII. Asırda Anadolu’ya gelen Selçuklular onun mezarının üzerine güzel bir türbe yaptırmışlardır. 

Çevreden derlenen hayat hikâyesindeki benzerlik,
peygamberler tarihinde zikredilenlerle aynıdır. 

***

Hikâye şöyledir: 

Şem’ûn el-Gâzi, benzeri görülmemiş bir kahraman-yiğit olup kendisini hangi bağ ile bağlasalar o bağı kırıp kurtulurdu. 

İman etmeyenlere karşı Allah yolunda cihad ederdi. İnanmayanlar onun karşısında aciz ve çaresiz kalmışlardı. Bu halden kurtulmak için bir hile ile çare arıyorlardı…
 
Yaşadıkları beldenin
hâkimi, Şem’ûn’un hanımına haber gönderip, 

- “Eğer kocanı öldürmede bize yardımcı olursan, seni kendime alıp istediğin her şeye kavuştururum.” dedi. 

Kadın buna aldandı ve, 

- “Size nasıl yardımcı olurum?” diye sordu. O da, 

- “Gece uyurken onu iple iyice bağla ve bize haber ver” dedi. 

Kadın bu teklifi kabul etti. Bir gece Şem’ûn uyurken onu sağlam bir iple sıkıca bağladı. Şem’ûn sabahleyin uyanıp kendisinin bağlandığını görünce, hanıma bunu niye yaptığını sordu. O da, 

- "Senin çok kuvvetli olduğunu, seni bağlayan her ipi koparacağını söylerdin… Kuvvetini denemek için yaptım bunu” dedi. 

Şem’ûn ses çıkarmadı… Gerildi ve bütün ipleri kırdı. 

Kadın yaptığı işte başarısız kaldığını şehrin hâkimine bildirdi. 

Onlar bu defa zincir gönderdiler. Onunla bağlamasını tembihlediler… 

Kadın
Şem’ûn’u bu defa zincirle bağladı... Şem’ûn uyanınca bu defa zincirleri bir hamlede dağıttı. 

Karısına bunu niçin yaptığını sorunca
,"Şem’ûn neyle bağlanırsa bağlansın hepsini kırar diye duymuştum. Onun için denedim” dedi. 

Şem’ûn, 

- “Doğrudur” diye cevap verdi ve ilave etti: “Ben ancak kendi saçımın teliyle bağlanırsam onu kıramam” dedi. 

Kadın bunu öğrenince, bir gece de onun ellerini ve ayaklarını saçından aldığı kıllarla bağladı. 

Sabahleyin uyanınca,
Şem’ûn bunları kıramadı... 

Kadın durumu şehrin hâkimine bildirdi… Askerleri gelip onu şehrin hâkiminin huzuruna götürdüler… 

Şehrin
Kralı, dört sütun üzerine inşa edilmiş bir köşkte oturuyordu. 

Halkı sarayının önüne topladı... 

Şem’ûn aleyhisselâmın asılması için darağacı kurdurdu... Orada asılmasını emretti. 

Askerler onu, elleri kendi saçının kıllarıyla bağlı olarak darağacının önüne getirdiler… 

Büyük bir kalabalık taş kesilmiş bu ezeli düşmanlarının asılacağını sabırsızlıkla bekliyorlardı… 

Şem’ûn aleyhisselâm, yağlı ip boğazına geçirilmeden, darağacına baktı ve hafif tebessüm ederek, gözlerini yumup, sessiz bir şekilde Allah Telala’ya şu duada bulundu: 

Ya Rabbi! Dünyada yaşamayı, senin yolunda kâfirler ile cihad etmek için isterim. Eğer bu isteğim kalpten ve samimi ise, duamı kabul buyur ve beni kurtar. Senin yolunda cengime-cihadıma devam edeyim. Değilse zaten sana geliyorum bundan sürûr ve mutluluk duyarım.” 

Şem’ûn aleyhisselâmın bu duasından sonra bir melek geldi,ellerini ve ayaklarını çözdü... 

Bunun üzerine
Şem’ûn aleyhisselâm şehrin hâkiminin sarayını avuçladığı gibi kendisinin asılmasını seyre gelen halkın üzerine savurdu… Böylece hem azılı düşmanı Kral hem de halkı ortadan kaldırdı... 

Evine dönünce de kendisine ihanet eden
kadını cezalandırdı... 

Bundan sonra da yine gazalarına devam etti… 

Vadesi gelince de her fani gibi vefat etti. 

Ona inananlar bu defa, onu götürüp
Erciyes’in zirvesine yakın bir yerde toprağa verdiler. Bu küçük tepede kendisinin zaten kuyusu vardı. Bugün halk tarafından, “Evliya Dağı” diye adlandırılan bu yerde, pâk ecdadımız Selçukluların, kabri üzerine yaptırdığı güzel bir türbenin altınde yapmaktadır. 

Kabrinin boyu 4 metredir… 

Başucunda ise iki çocuğuna ait mezarlar vardır. 

(Aleyhi ve aleyhimüsselâmu ve alâ Nebiyyinâ hâssah)

 


Tarih: 09:29, 14/9/2009 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Kadir Gecesi’ni düşünürken

 
Halis ECE

Kadir Gecesi’ni düşünürken...


Hemen her mübârek gün ve gecelerde aynı şeyleri düşünür, değişmeyen hakikatleri hatırlarız. Mü’min için bu vaziyet hiç değişmez; hakikat hep aynı hakikattir. 

Dilerseniz, bu mübârek gece için düşünüp hatırladıklarımıza bir göz atalım... 

Bildiğimiz gibi Ehl-i Sünnet inancına göre,
“Hayrı da şerri de yaratan Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretleridir. Ancak onun, şerre rızâsı yoktur.”
Yani Cenâb-ı Hak, yarattığı kullarının cennete gitmesini, Cemâl-i İlahi ile şereflenmelerini istiyor, cehenneme müstehak duruma düşüp azap çekmelerine ise rızâsı yok. 

Bunun için de cennete gidebilme vesilelerini çoğaltmış, cehenneme gitme sebeplerini ise azaltmıştır. Nitekim şu âyet-i celîle bunun açık delillerinden biridir: 

“Kim (huzûr-i İlâhîye) bir iyilikle gelirse, ona getirdiğinin on katı (ecir) vardır. Kim de bir kötülükle gelirse o, sadece onun misliyle cezâlandırılır. Onlar (yani iyilik edenler de fenalık yapanlar da) haksızlığa uğratılmazlar. (Sevapları eksik verilmediği gibi, azapları da artırılarak zulme uğratılmazlar.)”
[1] 

Evet, bir kötülüğe bir günah; ama bir iyiliğe/bir hayra bir sevap değil, on sevaptan başlayan bir yükseliş!.. Çünkü Rabbimiz kullarının, gadabına/öfkesine mâruz kalıp cehenneme girmelerini değil, rızâsına muvâfık/uygun amel ve ibadetlerde bulunup cennet ve Cemâl-i İlâhîsi ile müşerref olmalarını istiyor...

Bunun içindir ki, bütün gün ve geceleri kendisi yarattığı halde bazılarına birtakım farklılıklar, üstünlükler vermiş... Yapılan iyiliklerin, işlenen amellerin sevâbını daha da yükselterek yetmişe, yedi yüze, kandil gecelerinde daha fazlaya çıkartmış... 
Özellikle Kadir Gecesi’nde ise, rakamların ifade edemeyeceği kadar zirveye tırmandırmıştır. Hatta Kadir Gecesi’ne öylesine kudsî bir ulviyet lutfetmiş ki; bu geceyi ihyâ ile bin aylık nâfile ibâdet sevâbından daha fazla kazanmayı bile mümkün kılmıştır.


Niçin?

Çünkü Rabbimiz kullarının cennete gitmelerini istiyor, cehennemlik olmalarına rızâsı yok. Bunun için de bahaneler halk ediyor, sebepler-vesileler ihdâs ediyor; günahların cezâsını bir yazdırıyor, iyiliklerin sevaplarını ise on’dan başlatıyor... Yedi yüze, yedi bine, yetmiş bine, yedi yüz bine, milyonlara kadar çoğaltıyor... Hatta Kur’ân-ı Kerim’de, “... Sabredenlere ecirleri-mükâfatları hesapsız verilecektir”[2] buyuruluyor. 

Hadis-i şeriflerde :orucun insanı, ruhi terbiye vasıtası olan en mühim hasletlerden sabra alıştıracağı belirtilir. Bunlardan birinde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Temizlik îmânın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır”
[3] Kadir Gecesi de, oruç ayı olan Ramazan-ı şerif içerisdedir malum...

***

“SEN HİÇ KADİR GECESİ’Nİ YAŞAMADIN MI?”
 

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde buyururlar ki: 

“Ramazan ayında Allah’ın (c.c.) öyle bir gecesi vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Kim o gecenin hayrından mahrum kalırsa gerçekten büyük bir kazançtan mahrum kalmış olur.”
[4] 

***

İrşad ve mev'izaya dair bazı eserlerde şöyle anlatılır:

Bir kul “kabir azâbı” çekerse, mezarlıktaki arkadaşları ona sorarmış:

“Sen hiç Ramazan ayına ulaşmadın mı, Kadir Gecesi’ni yaşamadın mı? 

Şayet,
“Yaşadım”
derse, hayret ederlermiş... Nasıl olup da kendini affettiremedin; sel gibi akan, çağlayanlar gibi coşan sevaplarla amel defterini dolduramadın da kabir azâbına mâruz kaldın? diye...

Mezardakilerin bu hayreti de, Kadir Gecesi’nin kadrini/kıymetini anlamamız bakımından oldukça mânidar değil midir? 

***

Velhâsıl, bu mübârek ay, gün ve gecelerde kabını dolduran doldurmakta, dolduramayan da lâyık olduğu kötü âkıbeti beklemektedir. Rahmet-i İlâhî sağanak yağmurlar gibi yağmakta, mağfiret-i İlâhî bembeyaz karlar gibi üzerimize inmektedir. Kaçanlar elbette istifade edemeyecek; letâifini-gönüllerini açanlar ise, mutlaka bu İlâhî feyzden mahrum kalmayacak, umduklarına nâil, korktuklarından emin olacaktır.

İşte bu noktada önemli olan hususulardan biri de; insanın kendini kontrol etmesi, kimlerin arasında ve yanında olduğuna dikkat etmesidir... İlâhî rahmetten kaçan bedbahtların/manevi felakete uğramış kimselerin mi, yoksa kalbini-gönlünü açıp nûr-i İlahi, feyz-i Muhammedî ile alâkadar olan bahtiyarların mı? 

***

Rabbimiz bizleri rahmet-mağfiret-feyz ve bereketinin yağmurlar, karlar gibi yağdırmakta olduğu Kadir Gecesi’nden a‘zamî derecede istifade ve istifaza edebilen seçkin kulları zümresine ilhak buyursun. 


***

KADİR GECESİNİ GÖZETMEK 


Kadir Gecesi’nin, Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadîs-i şerifler vârid olmuştur. 

Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır.
İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir:
- Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece. 

- Pazartesi günü girerse, 20’yi 21’e bağlayan gece. 

- Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece. 

- Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.
 
- Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece. 

- Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece. 

- Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gecesi’yle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Birçok ehlüllah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.


Malumunuz, Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü’minlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri için ve diğer bazı sebeplerden dolayıdır. 

***

Netice olarak şunu ifade edebiliriz; 

Ramazan-ı Şerif hangi gün girerse girsin, bu hesaba göre Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isabet etmektedir. Bu durum dikkatten uzak tutulmamalıdır. 

Dikkat: Bu sene (H. 1430 / M. 2009) Ramazan-ı şerif Cuma günü girmiş olduğuna göre, yukardaki hesabe göre gerçek Kadir Gecesi 5 Eylül Cumartesi gününü 6 Eylül Pazar'a bağlayan gece yani 17'inci geceye isabet etmektedir. Bu usulden haberdar olan mü'minler, mutlaka o geceyi de ihya etmelidirler. 

Ayrıca şunu da hatırdan uzak tutmamak gere; 


Ümmet-i Muhammed bir bütün olarak 27'nci geceyi Kadir Gecesi olarak ihya ettikleri için, Cenab-ı Hak, asıl Kadir Gecesi'ndeki bütün esrar ve tecelliyatını bu gecede de ihsan ediyor. O bakımdan mü'minler, 21'inci geceyi ihya etmiş bile olsalar, 27'nci geceyi de aynu şuur ve uyanıklılıkla ihya etmelidir, boş geçirmemelidirler.

***

KADİR GECESİ'NİN ALÂMETLERİ 

- Kadir Gecesi’nde hava berrak ve güzel olur. 

- O gece her şey Allah’a secde eder. 

- Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. 

- Mü’minler afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar. [5]

DİPNOTLAR
[1] En‘âm suresi, 160.
[2] Zümer suresi, 10.
[3] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4, 260.
[4] Nesâî, Sünen, Sıyâm, 5; İmam Ahmed, Müsned, 2, 230, 385, 425. 
[5] Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat, İstanbul, 1983, s. 41.


Tarih: 23:04, 13/9/2009 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Kur’ân’ın indirildiği gece: Kadir Gecesi

 

Halis ECE 

Kur’ân’ın indirildiği gece: Kadir Gecesi 


1- “Muhakkak ki biz onu (Kur’ân’ı Levh-i mahfuz’dan dünya semâsına/Beytü’l-Ma’mûr’a bütün olarak) Kadir Gecesi’inde indirdik. 

2- Kadir Gecesi’nin
(o fazilet ve şerefini) sana bildiren nedir? 

3- Kadir Gecesi,
(içinde Kadir Gecesi bulunmayan) bin aydan daha hayırlıdır. 

4- Onda melekler ve Ruh, Rableri’nin izniyle her bir iş için
(yani, o seneden gelecek seneye kadar Allâh Teâlâ’nın hüküm ve kazâ buyurduğu her bir iş sebebiyle yeryüzüne) iner. 

5- O
(gece) fecrin tulûuna kadar (yani tan yeri ağarıp sabah oluncaya kadar süren) bir selâmdır, selâmettir. (O vakte kadar melekler uğradıkları her mü’mine selâm verirler. Onların her türlü dert-sıkıntı, kusur-noksanlık vb. şeylerden uzak ve emin olmalarını; hayırlı son, halâs ve necata/kurtuluşa ermelerini dilerler. Yani o gece aynı selâmettir.) [1] 

* * *

Kur’ân-ı Kerim’de Kadir Gecesi’nin kıymeti/değeri bu İlâhi beyanlarla anlatılıyor. Cenâb-ı Hak, Ümmet-i Muhammed’e hâs, bir ömre bedel bir geceyle onları taltif ediyor, mükâfatlandırıyor. Kur’ân’ın Kadir Gecesi’nde indirildiğini bildirerek bu gecenin değerini, itibarını ve faziletini/üstünlüğünü anlatması da yine onun kıymet ve şerefini açıklamaktadır. 

Şâir bunu anlatırken, 

“Azîzim bin aya değer
Hilâlin bin aya değer
Yıl var ki, bir güne değmez
Leyl var ki bin aya değer”
diyor. 

Hasılı, zamanın katlanarak değer kazandığı mübârek
Kadir Gecesi ve onun gibi İlâhi rahmetin coşup zirveye ulaştığı gün ve geceleri, değerli zaman dilimlerini onlardaki esrarı anlatmak istiyor. 

Bir tek gece… Ama bin aydan daha hayırlı, daha bereketli… Bir ömre bedel... 

Kadir Gecesi
hakkında bin aydan hayırlıdır denilmesi, bin ayın onun hayrının ölçüsünü vermesi için değil, hayrının çok fazla olduğunu göstermek içindir. Çünkü "daha hayırlı" olunca, onun hayrının bin ayla beraber daha’sının, yani fazlalığının da olduğu açıktır. 

İşte bu fazlalığın miktarını ancak
Allah Teala bilir. Bununla beraber "bin ay" denmesi hususunda bazı rivayetler de vardır. Müslümanların, eski İsrail Oğulları'ndan bir mücahidin bin ay cihad etmesine, ya da dört kişinin seksen yıl (yaklaşık bin ay) durmadan ibadet etmelerine gıpta etmeleri… Veya Rasûlüllah Efendimizin kendi ümmetinin ömürlerini kısa görüp, bu kısa ömürde yeterli ahiret azığı hazırlayamayacaklarından endişe etmesi, "bin ay" denmesinin sebebidir. 

Böylece
Allah Teala; kulu, Rasûlü-Habibi Efendimizi (s.a.v.) ve onun ümmetini mükafatlandırmıştır denir. [2]

Hallâc-ı Mansur hazretleri, “saymak, sıralamaktır” diyor. Kadir Gecesi’nin faziletini bin ayla sınırlamak da öyledir. Zira Cenâb-ı Hak, “bin aydan daha hayırlı”dır buyuruyor ki, bu fazlalığın miktarını da ancak Zâtı bilir. 

Evet, madem
Kadir Gecesi Cenâb-ı Hak tarafından bizim için bir ilâhi ihsandır, ikramdır, lutuftur; o halde biz de, bizim için olan bu gecenin kıymetini bilmeli ve ona göre ihya etmeye gayret göstermeliyiz. 

İki Cihan Serveri Efendimiz (s.a.v.),
“Kim Kadir Gecesi’nde (sevabına) inanarak, ihlâs ile kâim olursa, (o geceyi ibâdetle ihyâ ederse), geçmiş günahları bağışlanır”[3] buyuruyor.

Demek ki bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı
“kâim olmak”, yani gafletle geçirmemektir. Resûlüllah Efendimiz Ramazan ayını ve hususiyle son on gününü diğer gün ve gecelerden daha farklı bir şekilde ihyâ eder, âile efrâdını da kaldırır, ibâdet hususunda daha çok gayret gösterirlerdi. 

Kadir Gecesi’nin Ramazan ayında, bilhassa son on gününde saklı oluşunun bir hikmeti; insanların, ona güvenip diğer zamanlarda isyâna dalmamaları için… Bir diğer hikmeti de, yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi’ne tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazan ayını ihyâ etmelerini istemek olabilir.

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bir başka hadîs-i şeriflerinde, “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasîbini almıştır” [4] buyurur. 

Kadir Gecesi’nin gündüzünde de gecesi gibi ibâdet ve tâatten uzak kalınmamalı... Zira mâlumdur ki, yeryüzünde bir yerde gece olurken, diğer bir yerde gündüz olmaktadır. Böylece her iklimde bulunan, kendi gecesini ihyâ etmek suretiyle aynı hayır ve selâmetten istifade etmektedir. 

Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) şöyle anlatıyor: 

“— Dedim ki:
Yâ Resûlüllah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde duâ edeyim? Buyurdu ki, şöyle söyle (duâ et): 

“— Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbul afve fa’fü annî: Allah’ım! Şüphesiz ki sen çok afvedicisin, affı seversin; o halde beni de affet.” [5] 
 
Kadir Gecesi’nde kılınacak olan nâfile namazın ardından okunacak olan tekbir, İnşirah ve Kadr surelerinden sonra da 100 defa bu duâ okunacaktır. 

Rabbimiz cümlemize ve bilcümle Ümmet-i Muhammed’e, bu geceye erişip ihyâ ederek; rahmet-mağfiret ve feyzinden â’zamî derecede istifâde-istifaza edebilmeyi nasip ve müyesser eylesin. 

***

KADİR GECESİ’NDE NE YAPILIR? 

Öncelikle aşağıda târif edeceğimiz ibâdetleri yerine getirmeliyiz. 

Sonra da;
zekâtların, fitrelerin tam olarak verilip verilmediğini kontrol etmeli; varsa noksanlarımız, bayramdan önce, verilmesi gereken yerlere mutlaka ulaştırmalıyız

Çünkü
bu ayda yapılan bedenî-mâlî bütün farz ibâdetlere, diğer aylardakilerin yetmiş katı sevap veriliyor. Yine bu ayda edâ edilen nâfile ibâdetlere, verilen hayır ve hasenâta da diğer aylarda îfa olunan farzların karşılığı olan ecir/mükâfat veriliyor

***

KADİR GECESİ NAMAZI 

Bu gece dört rek’at
Kadir Gecesi namazı kılınır: 

- 1’inci rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İnnâenzelnâhü..., 

- 2’nci rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İhlâs-ı şerif, 

- 3’üncü rek’atte: 1 Fâtina, 3 İnnâenzelnâhü..., 

- 4’üncü rek’atte: 1 Fâtiha, 3 İhlâs-ı şerif
okunur. 

Namazdan sonra; 

- 1 defa tebir: “
Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd.” 

- 100 Elem neşrah leke..., 

- 100 İnnâenzelnâhü..., 

- 100 defa da Resûlüllah Efendimiz’in Hz. Âişe vâlidemize öğrettiği “Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbü’l-afve fâ’füannî” duâsı okunup, ondan sonra duâ edilir. 

Mümkünse,
kandil gecesi olması hasebiyle bir de tesbih namazı kılmalıdır. [6]  
***

Son söz olarak, bu fırsatları kaçırmamaya gayret edelim, diyor ve; 

Tüm üye ve okurlarımızın, topyekün İslâm âleminin “bin aydan daha hayırlı olan Kadir Geceleri”ni şimdiden tebrik ile sağlık ve âfiyetlerle dolu daha nicelerine de kavuşmamızı Rabbimizden niyâz ediyorum. 


DİPNOTLAR
[1] Kadr suresi, 97/1-5.
[2] Bu rivayetler için bkz. Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Neşriyat, İstanbul, 9, 5972.
[3] Buhârî, Sahih, Kadr, 1.
[4] Kurtubi, Tefsir, 20, 131.
[5] İmam Ahmed, Müsned, 6, 182.
[6] Duâ ve İbâdetl
e


Tarih: 03:28, 13/9/2009 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Ramazan ayı ve oruç.

Halis ECE

Ramazan ayı ve oruç

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَىٰ وَالْفُرْقَانِ

“Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara suresi, 2/185)


açığa vurmak iç Bilindiği üzere İslâm’ın beş şartından birisi de Ramazan ayında oruç tutmaktır. Önümüzdeki 21 Ağustos Cuma (H. 1430/M.2009) günü 1 Ramazan’dır. Perşembe gecesi sahura kalkacak, cuma günü oruçlu olacağız. 

Oruç, imsak vaktinden güneş bâtıncaya kadar, ibâdet niyetiyle, yeme-içme ve cinsi münâsebetten uzak durmak, bunları yapmamaktır. 

Oruç, bütün şeriatlerde müşterek/ortak bir ibâdettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor: 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 
أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ ۚ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ۚ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ ۖ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ ۚ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Umulur ki oruç sayesinde kötülüklerden korunursunuz. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa (fidyeyi arttırırsa), bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” [1] 

Bu açıdan oruç insana hem sağlık zenginliği verir, hem de âhiret zenginliği getirir. 

Allah Teâlâ İncil’de Hz. İsa’ya şöyle vahyetmiştir: “Ey İsa! İsrâiloğullarına şunu haber ver: Benim rızâm için oruç tutan kimsenin vücuduna sıhhat veririm, onun ecrini (sevabını-mükâfatını) büyük eylerim.” [2]

Aynı eserde Hz. Ali'nin (r.a.) rivayetine göre ise Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) yine buyurmuşlardır ki:
Allah Tebâreke ve Teâlâ, İsrailoğulları peygamberlerinden bir peygambere şöyle vahyetti:

'Kavmine bildir; hangi kul, bir gün oruç tutarsa, ben onun bedenine sağlık ve âfiyet veririm, mükâfatını da büyütürüm.” [2] 

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, “Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır”[3] “Her şeyin bir zekâtı vardır, vücûdun zekâtı ise oruç tutmaktır...”[4] “Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi, kötülüklerden, şehevî istek ve arzulardan korur”[5] buyurmuşlardır. 

Orucun bedenî faydalarına gelince... 

Oruç; mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir... Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuttan atar. Kısaca oruç, hem rûhânî hem de tabiî bir devâdır. 

Bu bakımdan, eğer hastanın aç bırakılması veya oruç tutması hâlinde vücuttaki zararlı maddeleri dışarı atarak tedâvi olması mümkün olursa, bu ilaç kullanılarak yapılmamalıdır. 

Yazımızın başlangıç bölümünü iki cihan serveri Efendimizin (s.a.v.) mübârek sözleri ile noktalayalım: 

“Cihâd ediniz ki, ganîmet elde edesiniz. Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız. Seyahat ediniz ki zengin olasınız.”[6] 

“Sİzlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç, kalblerinizi saflaştırır."[7] 

***


RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI 

Hicri ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî (k.s.) hazretleri meşhur eseri Mektubat’ında bu mübarek ayla ilgili şu açıklamalarda bulunmaktadır:
 
“Ramazan ayı çok kıymetli ve pek büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz edâ edenin ecrini alır. 

“Bir kimse, Ramazan ayında bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevâbından bir şey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar kendisine verilir. 

“Ramazan ayında bir kimse, kölesinin veya hizmetinde bulunanların işlerini/vazifelerini hafifletir onlara kolaylık sağlarsa, Allâh Teâlâ kendisini bağışlar ve cehennem azâbından azâd eder. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.[8] 

“Bir kimse Ramazan ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. [9] 

Şayet bu ay, dağınıklık ve perişanlık içinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, bu gecelerin her birinde, cehennem azâbına müstehak olmuş binlerce kemseyi âzâd eder. Bu ay içinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır.[10] Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır. 

“İftarda acele etmek, sahuru tehîr etmek/geciktirmek sünnettir.[11] Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bunu üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa önem vermek, muhtemelen kulluk makamına uygun olan ihtiyaç halini indir


“Hurma ile iftar etmek sünnettir.[12] 

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) iftarda şu duâyı okurdu: “
Zehebe’z-zamaü ve’b-telleti’l-urûku ve sebetel ecru inşâallahü teâlâ.” Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir/mükâfat da hasıl oldu.[13] 

“Bu ayda
terâvih namazını eda etmek, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir.[14] Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ, Habîb-i Edîbi Efendimiz (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.”[15] 

Ramazan ayı Allah Teâlâ’nın bütün zatına, isim-sıfat ve fiillerine ait kemâlâtı hâvi, kendisine zılliyetin (gölgeliğin) asla ârız olmaması bakımından asıl dairesine dahil bulunan Kur’an-ı Kerimle tam bir münasebeti haizdir. İlk kabiliyet (esasların esası, ilk taayyün) de onun gölgesidir. İşte bu münasebet sebebiyledir ki, Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında inmiştir. Nitekim, “Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği aydır”[16] ayeti de bu gerçeği tasdik etmektedir. 

“Bu sebeple ramazan ayı, bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır.
Sene içerisinde herhangi bir yolla kişiye ulaşan her hayır, kadri/kıymeti yüce Ramazan ayınının bereket deryasından bir damladır. Bu ayda sağlanan cem’iyet (mâsivadan/Allah’tan gayri her şeyden yüz çevirip bütün dikkati Allah Teâlâ’ya teveccüh/yönelme noktasında toplama hali), sene boyunca elde edilecek olan cem’iyetin sebebidir. Bu ayda tefrikaya kapılmak (dikkati dağıtıp kendini mâsivaya bırakarak huzuru bozmak), sene boyunca tefrikaya yol açmaktadır. 

“Ramazan ayının hakkını veren kimseye ne mutlu! Ramazan ayının hakkını veremeyen kimseye de yazıklar olsun. O kimse hayır ve bereketlerden mahrum kalmıştır. 

Ramazan ayında Kur’an hatminin sünnet oluşu, aslî ve zıllî bütün kemâlâta erişmek vesilesiyle olabilir. Bu ikisini bir araya getiren kimsenin, Ramazan’ın hayır ve bereketlerinden mahrum kalmaması ümit edilir. 

“Bu ayın gündüzlerinde bulunan bereket, diğer aylarınkine benzemez. Gecelerinde bulunan hayır da, başka ayların geceleriyle kıyas edilemez. Belki de
iftarda acele edip sahuru da geciktirmenin evla oluşu hakkındaki hüküm, iki vaktin cüzlerini/parçalarını birbirinden tamamen ayrıştırmak içindir…[17] 

Ramazan ayı bütün hayırları ve bereketleri (içinde) toplar. Hayır ve bereketlerin hepsi Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin zatından akmaktadır ve O Sübhânehû’nun şuunlarının yani Allah Teala’nın isim, sıfat ve fiillerine ait kemâlâtının bir sonucudur. Varlık sahnesinde ortaya çıkan kötülük ve noksanlıkların hepsinin kaynağı ise, sonradan olan zat ve sonradan yaratılan sıfatlardır. 

مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

“Ey insanoğlu! Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir”
[18] ayeti bu hususta açık ve kesin olan bir nass’dır. 

“O halde bu ayın bütün hayır ve bereketleri, kelâm şe’ninde toplanan zatî kemâlâtın neticesidir.
Kur’an-ı Mecid de bu camî (topyayıcı/kapsayıcı) olan şe’nin/işin hakikatinin tamamından hasıl olmuştur. Dolayısiyle Kur’an’ın tüm kemâlâtı toplaması ve bu ayın da o kemâlâtın sonuçlarını ve semerelerini içinde barındırması açısından bu mübarek ayın Kur’an’la kam bir münasebeti vardır. İşte bu münasebet Kur’an’ın bu ayda inmesinin sebebi olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır.” [19] 

“Bu aydaki
Kadir gecesi, bu ayın hulâsası ve özüdür. Kadir gecesi çekirdek mesabesinde olup bu ay da o çekirdeğin kabuğu yerindedir

Ramazan ayı cem’iyet haline bürünmüşken bir kimseye uğrarsa ve o kişi de bu ayın hayırlarından ve bereketlerinden nasiplenirse, bütün sene boyunca cem’iyete ulaşmış, aydaki hayırları ve bereketleri elde etmiş olur. 

Allah Sübhânehû böylesine mübarek olan bir ayda bizleri hayırlara ve bereketlere ulaştırsın ve en büyük nasiple rızıklandırsın. 

Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz orucunu açacağı zaman, hurma ile açsın; çünkü hurma berekettir.”[20] buyurmuş ve kendisi de hurma ile oruç açmıştır. 

Hurmanın bereket olması; ağacı olan nahle’nin insan gibi cem’iyet (kuşatıcılık) ve a’deliyet (adalet) vasfı üzere yaratılmış olması sebebiyledir. Bundan dolayı yani Adem’in (aleyhisselâm) yaratıldığı çamurunun arta kalanından yaratıldığı için, Efendimiz (s.a.v.) nahle’yi (hurma ağacını), “Ammetü benî adem: Ademoğlunun halası” olarak isimlendirmiştir. Yine O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Halanız nahle’ye ikramda bulununuz; zira o, Adem’in (a.s.) toprağının arta kalanından yaratılmıştır.”[21] 

Hurmaya ‘bereket’ denilmesi bu câmiiyyet (kuşatıcılık) vasfına/özelliğine itibarla olabilir. Cüz’iyet alakasına itibarla nahle’nin meyvesi olan hurma ile oruç açmak hurmayı, oruç açan kşinin bir parçası yapar ve hurmanın kapsayıcı olan hakikati hurma ile oruç açanın hakikatinden bir parça olur. Bu itibarla hurmayı yiyen kişi, câmi’ (kuşatıcı vasfını taşıyan hurmanın hakikatinde var olan sonsuz üstünlükleri toplamış olur. Bu anlattığımız mana mutlak olarak hurmanın yenmesinde var olmakla birlikte oruçlunun, engelleyici şehvetlerden ve fani lezzetlerden boşalma anı olan iftar vaktinde yenmesinin tesiri çok daha fazla olur ve bu mana bu vakitte en mükemmel ve en üstün şeklişle gerçekleşir. 

“Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem’in (s.a.v.), “
Kişinin hurmayla sahur yapması ne güzeldir”[22] hadisi ile kastolunan, hurma kendisini yiyen kişinin bir parçası olması sebebiyle, insanın hakikatini tamamlamak olabilir… Yoksa insanın beslenmesinin hakikatini tamamlamak değildir. Bu mana oruç esnasında gerçekleşmeyince bunu telafi etmek için hurma ile sahur yapmaya teşvik etmiştir. Hurmanın yenmesi diğer tüm yiyeceklerin yenmesindeki faydayı sağlar. Câmiiyyet açısından olan bereketi de iftar vaktine kadar devam eder. Besin açısından olan bu mezkür faydası, hurmayla beslenmenin şeraite uygun olması ve bir kıl kadar dahi şeriatın hududunu ihlâl etmeme durumunda ancak gerçekleşir. 

“Aynı şekilde bu faydanın hakikati,
hurmayı yiyen kişinin sureti aşıp mana ve hakikate ulaşması ve zâhir yerine bâtınla mutmain olması durumunda ancak mümkün olur. İşte o zaman yenilenin zâhiri, yiyenin zâhirine yardımcı olur ve bâtını da onun bâtınının tamamlayıcısı olur. Yoksa onun faydası zâhiri bir yardımla sınırlı olup yiyen de sığlıktan kurtulamaz. 

“Şiir meali: 
Yemeği cevhere dönüştürmeye çalış da / Ondan sonra ne dilersen onu ye! 

“Yani yenilenin yiyeni olgunlaştırması, iftarda acele edip sahuru geciktirmenin sırrıdır.”[23] 

*** 

RAMAZAN’IN KENDİSİNE HÂS BİR ELEKTİRİĞİ VARDIR 

Kıymetli yazarlarımızdan Ahmet Selim bey, Ramazan ve Oruç üzerine kaleme aldığı bir makalesinde, şu önemli düşünceleri dile getirmektedir: 

Ramazân-ı Şerif’in, kendisine mahsus bir titreşimi, bir elektriği vardır. Devreye bağlanan bunu yakînen hisseder... Oruç aslında insanı besler, yeniler, onarır… Birikim ihtiyacını karşılar, bütünlük arayışlarına ufuklar açar, derinleşme imkânları bahşeder. Kıvâma göre, derece-derece... 

Oruç, sadece yemeden içmeden kesilmek değildir. Bir umumî duruştur, derinlemesine bir kesâfetin (yoğunlaşmanın) yaşanışıdır. Hususî bir tefekkür uyanışının çiçeklenmesidir. 

Bir bakım, maddîden ve menfîden uzaklaşıp, mânevîye ve müsbete yaklaşmanın disiplinidir
oruç... Hep tekrarlarım: “Düşünmek için durmak lâzımdır.” Dur ve düşün. Açlığı düşün, sıkıntıyı düşün, hasretleri düşün, nereden gelip nereye gittiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, dünü, bugünü, yarını düşün, derinleri ve öteleri düşün, dur ve düşün. Dur biraz, düşün biraz. Hayatın bütünlüğünü düşün. Arın, durul, nefsâni tesirlerden kurtul; ve düşün. Aklınla ve kalbinle düşün. 

Hepimiz şartlarla ve imkânlarla belirlenmiş bir vazife ve mes’ûliyet var. Bu hayat, mânâsıyla değerlidir. Madde, o mânâya raptedildiği ölçüde önem kazanır. Gaflet mânâyı unutup maddeye kapılmaktır. Maddeye maddîye... 

Nefs (nefs-i emmâre), maddenin ve maddînin peşindedir hep. Ne kadar bulsa o kadar azar; ne kadar yese o kadar acıkır.. Nefs, nefsâniyet; insanın bütün dengelerini bozar, anlatılmaz güzellikteki değerlerini devre dışı bırakır, onu vazifesinin ve mes’ûliyetinin şuurundan uzaklaştırıp karanlıklara gömer. Nefsi tezkiye edip (arındırıp) terbiye etmeden, istikâmet bulmanın ve tekâmül yolculuğuna çıkmanın mümkünü yoktur. Ve de Allah rızâsı için tutulan oruç, nefsi terbiyenin çok şümullü bir vâsıtasıdır. 

İnsanların zekâsında gerileme yok, kararma var. Karartan da nefsâniyet. Hilkaten insan aynı insan; ama nefsâniyete hitab eden maddeci medeniyetin çarkları onun dengesini bozmuş. 

Günümüzde hataların çoğu bile bile yapılan hatalardır; çünkü nefsaniyet kaynaklıdır. Bilmeden yapılan hatalar ise onun bir neticesi, bir bakıma da cezâsıdır. 

Size bir
kıstas vereyim: Tefekkür ufku açılmamışsa, nefsaniyet meselesi halledilmemiş demektir. İyi inceleyin, ârızayı mutlaka görürsünüz

Bütün İslâm âlemi için, hayırlı inkişaflarla ve uyanışlarla dopdolu, tefekkürlü-tahassüslü bir Ramazân-ı Şerif ayı niyâz ediyorum.” 

***

SABIR VE ŞÜKÜR AYI 

Ramazân-ı şerif oruç ayı olduğu gibi, aynı zamanda bir sabır ve şükür ayıdır. 

Sabır, hem zirvedeki insanların hâli hem de o yolda mesafe katetmeye çalışanların güç kaynağı... 

Şükür de, insana bahşedilen duygu-düşünce ve â’zâlarla bu mübarek ayda zirve noktada îfa edilen ve maddi-manevi nimetlerin artarak devamını sağlayan bir kulluk vazifesi... 

En uzun ömürlüler, en çok yaşayanlar değil, uhrevî bakımdan, hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir. 

İşte
Ramazan ayı, böylesine bir ömür sürmek isteyenlerin, acziyet ve fakirliklerini îtiraf ile hazîneden bolca istifade edebilecekleri bir zaman dilimidir. Zira bu ay “Bin aydan daha hayırlı” olan bir geceyi, yani Kadir gecesini içinde barındırmaktadır.
Bize düşen; sadece rahmet-mağfiret ve felah ayı olan
Ramazan’da değil, onun dışındaki günlerde de Rabbimize müteveccih bir hayat yaşayıp bütün bir seneyi Ramazanlaştırmak... İslâm’ın ulvî düsturlarını/ilkelerini hayatımıza esas kılmak... Ve Efendimizin (s.a.v.) sünnet-i seniyyelerine sımsıkı sarılmaktır. 

***

ORUÇ TUTUNUZ, SIHHAT BULUNUZ” 

Bir Batılı şöyle diyor:
 
“İnsan,
Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor. İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren bir başka ibâdet düşünemiyorum. Rabbinize olan müthiş sadâkatle, “ye!” deyince yiyor, “yeme!” deyince çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onun “ye!”emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu, bizim çok yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim ibâdetlerimizde hâkim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini ben de yaşamak istiyorum.”(İlâhiyatçı Maienne Meier) 

Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor: 

Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, gadaptan/öfkeden kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısiyle oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.” 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, asırlar öncesinden bu hakikati şu mübârek sözleriyle öz olarak ifâde buyurmuşlardır: “Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.”[24] 

***

BU AYLA ALAKALI İBADETLER 

Ramazan ayı, 11 ayın sultanıdır. Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Gündüzleri oruçlu, geceleri terâvih namazlarıyla ihyâ edilir. 

Ramazân-ı şerif Kur’ân ayıdır. Bu itibarla, Kur’ân okumasını bilen herkes, bu ayda bir hatim yapmalıdır. Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzâddır/kurtuluştur

Ramazân-ı şerifte yapılması tavsiye edilen ibâdetler: 

- Birinci on gün içinde, mümkünse, Tesbih Namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır. 

- İkinci on gün içinde, mümkünse, yine Tesbih Namazı kılınır ve Hatm-i Enbiyâ yapılır. 

- Üçüncü on gün içinde ise tevbe-istiğfar, Hatm-i Enbiyâ ve 7 salât ü selâmdan sonra mümkünse Hatm-i İstiğfar yapılıp, yani 1001 defa, “Estağfirullâhe’l-azıym ve etûbü ileyk” denilip, bittikten sonra da 7 ilâ 70 salât-ü selâm okunur ve duâ edilir.
 

İftara yakın okunacak dua: 

“Allâhümme yâ vâsia’l-mağfiratiğfirlî.” Manası: “Ey mağfireti/bağışlaması bol olan Allâh’ım. Beni mağfiret buyur (günahlarımı bağışla).” 

İftardan sonra da, Allâhümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savme gadin neveytü” duâsı okunur. Manası: “Allah'ım! Senin için oruç tuttum, sana inandım, sana tevekkül ettim/güvendim-dayandım, senin verdiğin rızıkla orucumu açtım. Yarının orucuna da niyet ettim.”

RAMAZAN AYININ İLK AKŞAMI KILINACAK NAMAZ 

Şâban ayının son gününü,
Ramazan’ın ilk gününe bağlayan akşam, Ramazân-ı Şerif’in ilk gecesi olması itibâriyle, akşamla yatsı arasında iki rek’at teşekkür namazı kılınır. “Yâ Rabbi, Ramazân-ı Şerif ile müşerref kıldığın için” diye niyet edip “Allâhü Ekber” denilerek namaza durulur. 

Fâtiha’dan sonra birinci rek’atte 1 İnnâ Â’taynâ, ikinci rek’atte 1 İhlâs-ı Şerif okunur. 

Namazdan sonra: 70 İstiğfâr-ı Şerif, 70 Salevât-ı Şerife (Salât-ı Münciye efdâldir) okunup duâ edilir.
[25] 

***

TERÂVİH NAMAZI
 
Kamerî takvimde günler akşamla yani hilâlin akşam vakti görülmesiyle girer. Meselâ yarın oruç tutacaksak, terâvih bu geceden itibaren kılınmaya başlar. Önce terâvih, sonra sâhur ve oruç... 

Terâvih ayrı bir ibâdet, oruç da ayrı bir ibâdettir. O bakımdan özründen dolayı oruç tutamayanlar, terâvihi terk etmemelidir. Orucu tutamayabilir ama, terâvihi kılmalıdır. Biri yapılamazsa diğeri terk edilmez. 

Terâvih 20 rek’atli müekked bir sünnettir. Yatsının farzı arkasından kılınan iki rek’at sünnetten sonra, vitirden önce kılınır. 

İki rek’atte bir selam vermek efdâldir. Dört rek’atte bir de selâm verilebilir. Sekizde, onda, hatta yirmi’de bir selâmla da kılmak câizdir, fakat mekruhtur. Selâmlar ne kadar azalırsa sevâbı da o kadar azalır. 

Memleketimizde umumiyetle
dörtte bir selâmla kılınmaktadır. Tabii her iki rek’atte oturtulur, Tahıyyât’tan sonra salevâtlar okunur, selâm verilmeyip ayağa kalkılınca namaza yeniden başlanıyormuş gibi Sübhâneke okunur, Eûzü-Besmele çekilir, sonra Fâtiha’ya başlanır. Cemaatla kılınıyorsa, cemaat Sübhânekeden sonra sadece Eûzü çeker, Besmeleyi okumaz, onu imama bırakır. 

Terâvihin müekked sünnet oluşu, yalnız erkekler için değildir. Hanımlar için de aynı kuvvete sahip bir sünnettir. Bu mevzuda erkekle kadın arasında hiçbir fark yoktur. Cemaatle de tek başına da kılınabilir. 

***

ORUÇ Oruç lûgatte, bir şeye karşı kendini tutmaktır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Meryem’den hikâyeten şöyle buyurmuştur: “Ben, Rahmân (olan Allah) için oruç adadım. (Yani söz söylememeyi nezrettim.) Onun için bugün hiçbir kimseye kat’iyyen söz söylemeyeceğim.”[26] Kısaca Meryem vâlidemiz burada, konuşmamayı adadım demek istemiştir. 

Şeriat lisânında ise oruç, tutmakla mükellef kimselerin niyet ederek, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar orucu bozan şeylerden korunmalarıdır. 

Yukarıdad da ifade ettiğimiz üzere oruç, İslâm’ın beş temel şartından biridir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur: “Ey iman edenler! Takvâ üzere olasınız diye, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılınmıştır.”
(el- Bakara, 183) “Kim o aya (Ramazan ayına) erişirse oruç tutsun.”(el-Bakara, 185) 

Hadîs-i Şeriflerde de, “Eğer kullar Ramazan ayındaki fazileti bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.”[27] “Ramazan ayı gelince, cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır.”[28] buyurulmuştur. 

Ramazan orucu, Hicret’in ikinci yılı Şâban ayının onunda, kıble Kâ’be’ye döndürüldükten bir buçuk sene sonra farz kılınmıştır. 

Gerek âyet-i kerîmelerden gerekse hadîs-i şeriflerden anlaşılacağı üzere, orucun ruhî ve bedenî yönden pek çok hikmetleri vardır. Ancak, hepsinden önce oruç, Rabbimiz Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine itaat ve ibâdettir. Mü’min kul, bu itatinden ötürü hudutsuz bir şekilde ecir kazanır, Allâh’ın rızâsına nâil olur. Çünkü oruç, sadece ve sadece Allâh içindir. Allâh’ın keremi/cömertliği ise pek geniştir. Keza,
“Reyyan” denilen ve sadece oruçlulara tahsis edilen cennetin o özel kapısından içeri girme hakkı elde edilmiş olur. 

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur: 

“(Allah’ın, cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın aldığı kişiler); tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar[1], rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O mü’minleri müjdele!” [29] 

Âyet-i celilede geçen “
es-Sâihûn” kavramı oruç tutanları içine aldığı gibi, cihad edenler ve yeryüzünde Allah’ın kudretini, güzel eserlerini ve ibret alınacak şeyleri görmek, ilim elde etmek veya gönlünce ibâdet ve tâatını yapabilmek için seyahat edenler mânâsına da gelir. 
 
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde buyururlar ki: 

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Bu kapıdan girenler ebediyyen susuzluk hissetmezler…” [30]  

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: 

“– Allah yolunda çift sadaka veren kimse, cennetin muhtelif kapılarından, 'Ey Allah’ın sevgili kulu! Buraya gel, burada hayır ve bereket vardır' diye &ccedi


Tarih: 03:26, 13/9/2009 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Oruç, İftar ve Oruçlunun Duası


Halis ECE

ORUÇ ÇOK BÜYÜK BİR MÂNEVÎ KAZANÇ KAPISIDIR 

Rabbimiz celle şânuhû bir âyet-i celîlesinde şöyle buyuruyor: 

"Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, taata/itaate devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, sadık/doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşû sahibi/mütevazi erkekler ve mütevazi/alçakgönüllü kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını/iffetlerini koruyan erkekler ve (ırzlarını/namuslarını/iffetlerini) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve Allah'ı çok zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” [1] 

* * * 

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.): 

“– Cennette birtakım köşkler vardır, dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür” buyurmuştu. Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp: 

“– Bu köşkler kimler içindir ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordu. 

Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v.): 

“– Sözünü güzel ve hoş söyleyen tatlı dilli, yemek yediren, oruca devâm eden, gece herkes uyurken Allah için namaz kılan kimseler içindir!” buyurdu. [2] 

Ebu’d-Derda (r.a.) diyor ki: 

“Üç haslet olmasaydı dünyada kalmak istemezdim: 

1. Alnımı yere koyarak gece-gündüz Yaratan’ıma secde etmek ve bu şekilde ebedî hayatıma hazırlanmak. 

2. Günün en sıcak anlarında
(oruç tutarak)
susuzluğa katlanmak. 

3. Meyvenin iyisi seçildiği gibi sözlerin iyisini seçen kimselerle oturmak.”
[3] 

ORUÇLUYA İFTAR ETTİRMEK 

Cenâb-ı Hak Kelâm-ı Kadiminde şöyle buyuruyor: 

“Dini (âhireti) yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.” [4] 

Rasûlullah (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki: 

“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.” [5] 

Sultan III. Mustafa bir Ramazan ayında Şeyhülislam Mehmed Emin Efendi konağına iftara gitmişti. Söz esnâsında: 

“– Efendi, arada size gelmek isterim amma konağınız pek uzak yerde” dedi. Efendi de: 

“– Sâyenizde yakın yerlerde bir ev tedâriki mümkündür, lâkin gördüğünüz gibi şu civar hânelerin hiçbirinde mutfak yoktur” cevâbını verdi. Bu söz Padişah’ın tuhafına gitti: 

“– Acâib, bu evlerde yemek pişirmezler mi?” diye sordu. Efendi: 

“– Cümlesinin sabah ve akşam yemekleri fakirhâneden gider. Ânın içün buradan ayrılmak istemem” dedi. [6] 


ORUÇLUNUN DUASI GERİ ÇEVRİLMEZ 

Hz. Mevla-yi zû’l-Celâl bir âyet-i kerîmede şöyle buyuruyor: 

“Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit, dua edenin isteğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim dâvetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler.” [7] 


Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde: 

“Oruçlunun duası geri çevrilmez.” buyurmuşlardır. [8] 


Ümmü Eymen (r.a.) Allah’a ve Rasûlü’ne hicret etmek üzere yola çıkmıştı... 

Oruçluydu... 

Yanında ne yiyecek ne binek ne de su kabı vardı... 

Tihâme çöllerinin şiddetli sıcağı altında yol alıyordu. Açlıktan ve susuzluktan ölmek üzereydi... 

İftar vakti geldiğinde başının üzerinde bir hışırtı işitti. Başını kaldırdığında beyaz bir iple asılmış bir kova gördü. Kendisi şöyle der: 

“– Kovayı aldım, kanıncaya kadar içtim. Ondan sonra artık bir daha susamadım.” 

Ümmü Eymen (r.a.), ‘acaba susar mıyım’ diye kızgın güneşin altında oruç tutar, Kâ’be’yi tavaf ederdi; ancak yine de susuzluk hissetmezdi. Bu durum ölünceye kadar böyle devam etti. [9] 


DİPNOTLAR
[1] Ahzâb suresi, 35.
[2] Tirmizî, Sünen, Birr, 53/1984.
[3] Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, 2, 11/1193.
[4] Mâûn suresi, 1-3.
[5] Tirmizî, Sünen, Savm 82/807; İbn-i Mâce, Sünen, Sıyâm, 45/1746.
[6] Süheyl Ünver, Bir Ramazan Binbir İstanbul, s. 64.
[7] Bakara suresi, 186.
[8] İmam Ahmed, Müsned, 2, 305.
[9] Abdurrazzak, Musannef, 4, 309; Ebû Nuaym, Hilye, 2, 67; İbn Hacer, İsabe, 8, 170; İbn Sa‘d, 8, 224.

Tarih: 00:03, 11/9/2009 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ELVEDA EY ŞEHR-İ RAMAZAN...

 

Her yıl Ramazan ayının başlangıcında “hoş geldin ey şehr-i Ramazan” övgüleriyle karşılanan ve göz açıp kapayıncaya kadar  çabuk geçen, rahmet ve bereket ayı; Ramazanın son günlerini yaşamaktayız. Son dönemeç hükmündeki son haftaya gelindiğinde; camilerde, meclislerde  okunan naatlar, ilahiler, yerini hüzünlü sözlere bırakarak; “elveda ey şehr-i Ramazan” şekline dönüşür.

Koca Yunus’un; bir beytinde  “Bildik gelenler geçtiler,gördük konanlar göçtüler” dediği gibi her gelenin bir gidişi, her konanın bir göçüşü olduğu gibi, her başlangıcın da bir sonu vardır. Ramazan da diğer zamanlar gibi gelmeye-gitmeye, başlamaya-bitmeye mahkumdur. Önemli olan geldiği ve konduğunda yapılacaklardır. Gittikten ve göçtükten sonraki pişmanlıklar bir fayda vermeyecektir.

 Ramazan ayındaki fırsatlar değerlendirilemediği taktirde, diğerlerinden farklı bir tehlike söz konusudur. Ramazan ayında günahların affı o kadar kolay olacak ki, af nimetinden faydalanılamadığı taktirde, Cebrail aleyhisselamın bedduasına muhatap olmak vardır.  

Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir Hadisi Şerifte de şöyle buyurulmuştur;
“Resul-i Ekrem (sav) minbere çıktı ve:
– “Amin, Amin, Amin!” dedi. Resul-i Ekrem (sav)’e:
– “Ey Allah’ın Resulü (sav) Minbere çıktınız ve üç kere amin dediniz! (Bunun hikmeti nedir?)” dendi. Bunun üzerine O (sav):
– “Cebrail bana geldi ve: Kim Ramazan ayına yetişir, affa uğramaz ve sonunda ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın!” dedi ve bana:
– “Sen de amin de!” dedi, ben de:
– “Amin!” dedim. Sonra:
– “Kim anne ve babasına yetiştiği halde onlara iyilik etmez, sonunda ölür ve ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın!” dedi ve bana:
– “Sen de amin de!” dedi, ben de:
– “Amin!” dedim. Sonra da:
– “Sen yanında anıldığın halde sana salavat getirmeyip, ölen sonunda da ateşe giren kimseyi Allah uzak etsin!” dedi ve bana da:
– “Sen de amin de!” dedi, ben de:
– “Amin!” dedim. (Ahmed b. Hanbel, Müsned,2/254; Tirmizi, Daavat,No:2539.)

 Şimdi yapılacak şey; Ramazana elveda derken, onun bizden hoşnut gidip gitmediğini muhasebe yaparak,.bizim bu ayın af nimetinden istifade edip etmediğimizi düşünmemiz; geride kalan son Ramazan günlerini en verimli şekilde değerlendirmemiz lazımdır.

Düz bir mantıkla şöyle düşünelim; yakınımızdan biri hasta olsa,yada bir ameliyat geçirse, planladığımız dünya işlerini bırakıp, hastamızın şifa bulması için nasıl başında nöbet tutarsak, gönül dertlerimizin derman bulacağı; Allah’ın af ve merhametine uğramak gibi, bin aydan hayırlı Kadir gecesine rastlamak gibi, Ramazanın son günlerini değerlendirmek için birkaç günümüzü ibadet ve itaat içerisinde geçirmeye gayret etmek akıllıca bir iş değil midir?   “Elveda ey şehr-i Ramazan” derken; “misafiri hoşnut göndermenin yollarına bakalım” derim vesselam..!

 Ya Şehr-i Ramazan

Elveda ya şehr-i Ramazan
Oldun sen onbir aya sultan
Sende indi mubarek Kur'an
DÜnya'yı doldurdun hep nurlan

Bu ayda oruç farz kılındı
HergÜn teravihler kılındı
Her gece sahura kalkıldı
Her akşam iftarlar yapıldı

Evlerimiz bereket doldu
Açların karnı doyuruldu
ALLAH'ın emrine uyuldu
Şeytanlar zincire vuruldu

Oruç tutanlar sağlık buldu
Nefislere hep gem vuruldu
Camiler mÜminlerle doldu
İşlenen gÜnahlar affoldu

Kadir gecesi bu aydadır
Bin aydan daha hayırlıdır
Bu geceyi ihya edenler
Gerçekten de çok kazançlıdır


Tarih: 16:11, 28/9/2008 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (11) | Yorum yaz | Bağlantı

Kadir Gecesiniz hayırlara vesile olsun...

 

kadri büyük bir kitab,
kadri büyük bir meleğin diliyle
kadri büyük bir elçinin eliyle
kadri büyük bir ümmete
indirildi bu gece..
bu gece kadrinin bilindiği gece..
bu gece kadrini bilmen gereken gece..
bu gece kendinden fazlası olduğun gece..
bu gece varlığının göklere taştığı gece...
bu gece....
Erişilmeyen raflardan sofrana indirilenin paylaştırıldığı gece...
Ellerin uzanamadığı yücelerden avuçlarına doldurulanların taksim edildiği gece...
Sonsuzluk müjdesinin, ölümsüzlük tesellisinin yeryüzünün açık yaralarına merhem edildiği gece...
Hep şikayetçi değil miydin kuyrukta bekletilmekten? Sıradan sayılmaktan? Önemsenmemekten? Sesini duyuramamaktan?
Ne kadar heveslendin ünlü biri olmaya? Herkesçe tanınmayı çok isterdin. Hiç kuyruğa sokulmamayı, bekletilmemeyi.... Söylediğinin dinlensin isterdin. Önemsenesin. Adın dünyada büyük harflerle yazılsın diye bekledin.
Şimdi sırası işte..
Bu gece kadir gecesi.
Kadrinin sayıldığı gece.
Hatırının bilindiği gece..
Rabbin seni sırada bekletmiyor; hemen huzuruna alıyor.
Hatırını sayıyor.
Rabbin seni sıradan saymıyor; biricik kulu eyliyor.
Önemsiyor varlığını.
Rabbin seni önemsemezlik etmedi hiç.
Her söylediğini hemen duyuyor.
Önemsediklerini önemsiyor.

Dile getirdiklerini değil sadece, dile getiremediklerini de dua kabul ediyor.
Fısıltılarını, iç çekişlerini, tereddütlerini de işitiyor.

Sırdaşlarına söylediklerini değil sadece, kendine bile söyleyemediğin kusurlarını ayıplamadan yüzüne vurmadan bağışlayacağını söylüyor...
Bu gece kadir gecesi..
kadrinin bilindiği gece..
hatırının sayıldığı gece...

Karalıklarını rahmetin ırmağına bırak bu gece..
Affeden, affetmeyi seven, severek affeden Rabbin içine attığın, unuttuğun, susturduğun pişmanlık sızılarını da özür kabul ediyor, seni aklayacağını müjdeliyor.

Hatalarından çok hatırını sayıyor..
Bu gece önemsendiğin gece.. bin geceden hayırlı gece...

Göklü kervanlar müjdeler taşıyor ayağına..
Günahlarının utancından kurtulmayı vaadediyor rabbin sana. Geçmiş hatalarının eteğini habire çekiştirmesine bir son veriyor. Birikmiş kusurların ayağına taktığı çelmelerden kurtarıyor seni Rabbin.. yeni bir hayat sunuyor sana.

Bu gece ak sayfalara çağırıyor sesini..
Bu gece huzurunda durultuyor telaşlı nefeslerini.
Bu gece yakınlığında diriltiyor ölü kelebeklerini..

Rabbin bu gece, dudağından düşen her heceye sonsuz hayatlar ekliyor.
Rabbin bu gece, nefesine dolaşan her yakarışa sınırsız bağışlar sunuyor.
Rabbin bu gece, yüzüne değen her damla göz yaşından bitimsiz kevserler doğuruyor.
Olduğun gibi kabulleniliyorsun bu gece..
Ayıplanmadan.
Yüzünü vurulmadan.
Başına kakılmadan.
Şart koşulmadan.
Bekletilmeden.
Önce sen..
Önce sen.
Sadece sen..
Huzura alınıyorsun.
Yüzünü yerden kaldırıyor Rabbin.
Utançlarını bitiriyor.
Kusurlarını siliyor.
Rahmetinin serinliğinde teselli ediyor seni..
Yeni/den seviyor.
Hiç hata etmemiş gibi yanına alıyor.
Yüzünü yerden kaldırıyor... 
Bu gece takdir gecesi...
sana takdir edilenler yeniden hesaplanıyor.
Adını yazdırman bekleniyor cömertlik defterine...
Yerini alman bekleniyor rahmet yağmurunun altında.
Takdir senin. .
Sana takdir edileni çoğaltmak elinde.
Sana pay edileni çok etmek diline kalmış..
Bak...
Avuçların boş, dudağın çatlamış. Yağmura kavuşacak mısın? Alnına değecek yağmurun damla damla sayıldığını bil, bu gece. Duayı al avuçlarına. Umudun için rahmet göğünde bulutlar biriktir.

Takdir gecesi bu gece.. Hırslarının kuytusundan çık, heveslerinin uçurumundan kaç. Payına düşecek müjdeleri çoğalt.

Bak...
Umutların boşlukta... Tutunacak yer bulacak mısın? Dudağına gelecek ekmeğin lokma lokma bölündüğünü bil, bu gece. Duayı dokundur dudağına. Rızkın için rahmet bağına ekinler bırak.
Takdir gecesi bu gece... Çoğaltıp biriktirmenin telaşını bir kenara bırak. Sana kalacaklara bak, seninle olacakları çoğalt.
Bak....
Hasretlerin yokluğun eşiğinde. Varlıktan içeri çağrılacak mısın? Ölümünün ve ömrünün kaderin kefelerinde tartıldığını bil, bu gece. Duayı yoğur dakikaların hamurunda. Ömrünü rahmet çağının sonsuz günlerine bitiştir.
Takdir gecesi bu gece... Aynaların övgüsünü bırak. Ettiklerine niyet kat; canını ve malını cennet karşılığı Rabbine sat.
Kadir gecesi bu gece.... Gecenin kadrini bilenlerin gecesi.
kadri büyük bir kitab,
kadri büyük bir meleğin diliyle
kadri büyük bir elçinin eliyle
kadri büyük bir ümmete
indirildi bu gece..

farkında mısın
kadrin ne kadar yüksekte...
farkında mısın
hatırın ne kadar el üstünde...
haydi, durma, varlığını dilinin ucuna taşı.
dua dua göğe yürü..
haydi, durma, hasretlerini nefeslerine taşır.
dua dua göğe yürü.

SENAİ DEMİRCİ

 

. Kadir Gecesinin Mahiyeti


2. Hadislerde Kadir Gecesi
3. Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?
4. Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?
5 . Neden "Kadir" Gecesi?
6. Bu gecede nasıl dua edelim?
Kadir Gecesi
En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur'ân'da adı geçen
tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin
şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu
gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli
edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre
inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.
Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede
üç defa "Leyletü'1-Kadr" ifadesini açıkça zikretmektedir:
"Şüphesiz, o Kur'ân'ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi
nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır."
Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :
"O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya
iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir."
Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti
bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı
Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise
ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.
Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli
bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir.

 "Bu geceyi dua, zikir ve
ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği
ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır."
Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur'ânî sofraya başta Kur'ân-ı Mübini
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere
melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü'minlere
uhrevî âlemden manzaralar sergilenir.

Meleklerin pey der pey inmesiyle
yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye
başlar. Mü'minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini
müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i
Muhammed'in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.
Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun
kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından
istifade etmiş oluruz.
Hadislerde Kadir Gecesi
- Ubâde b. Sâmit (r.a) şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve
sellem, Kadir Gecesi'ni haber vermek üzere Hâne-i Saâdetinden çıktı. Derken
Müslümanlardan iki kişi kavga ettiler. Buyurdular ki: Ben, size Kadir
Gecesi'ni haber vermek üzere çıkmıştım. Filân ile filân kavga ettiler de ona
dâir olan bilgi kaldırıldı. İhtimâl ki hakkınızda bu daha hayırlıdır. Artık
siz, Kadir Gecesi'ni yirmiden sonraki yedinci veya dokuzuncu veya beşinci
gecelerde arayınız
- İbn-i Abbâs (r.a)'dan rivâyet edildiğine göre, Nebî salla'llâhu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur: Ashâb'ım! Siz leyle-i Kadr'i Ramazan'ın aşr-ı
ahîrinde arayınız!. Leyle-i Kadir, ya Ramazan' dan dokuz gece kala, yâhut
yedi gece kala, yâhut da beş gece kaladır
- Âişe (r.a)'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Ramazan'ın son on günü
girince, Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem ibâdet konusunda daha da ciddî
bir sa'y ü içtihâd arz ederlerdi. Gecesini ihyâ eder, ehl ü âilesini de
ibâdet için uyandırırdı.
- Ebû Hüreyre radiyallâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu
aleyhi ve sellem buyurdu ki: Her kim, imânından dolayı ve mükafatını yalnız
Allâh'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.
Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?
"Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih
kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde
etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir
kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini
anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az,
gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.
Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin
seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı.
Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi,
"Yâ Muhammed,
ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana
ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "
İşte
bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.(1)


Diğer bir rivayette Resulullah'a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti.
Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini
düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara
ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu
üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha
hayırlı kıldı. (2)
Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur.
Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.
Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?
Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir.
Leyle-i Kadir ise, Kur'an'ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu
sırra kat'i bir delildir.

 Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her
senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i
saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî
kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve
has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık
milletini, has teveccühüne mazhar eder.

 Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan
onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh
eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte indirmiş.
Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir
meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakkın hikmetinin muktezasıdır.
Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten
insanları çekmek için oruca emredilecek.

Sure neden Kadir Gecesinde indi?
Peygamber (a.s.m.) her şeyden önce bir uyarıcıdır. Bu ikaz görevini
doğrulukla yapması için emri önce kendi nefsinde uygulaması lazımdı. Nefsine
uygulamanın en uygun vakti de gece vaktidir.
Neden "Kadir" Gecesi?
Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi
takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir
Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve
hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu
olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle
ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)
"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o
kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.
Bir hadiste,
"O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının
sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir. (4)
Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok
rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye
edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği
bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu
hususa işaret etmektedir. (5)
Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan'nın yirmi
yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir
Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir.
Bunun için mü'minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir
Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret
ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur'ân harfine otuz bin sevap verilmektedir.
Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir.
Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi
arttırmak için namaz kılınır, Kur'ân okunur, Kur'ân tefsirleri mütâlâa
edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah'a niyaz
ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka
verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin
getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik
mahiyetini taşımaktadır.
"Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam
üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir." (6)
Bu gecede nasıl dua edelim?
Bunu da Hazret-i Âişe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim:
"Dedim ki, 'Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?'
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam
"Allahümme inneke afüvvün tuhibbü'l-afve
fa'fu annî (Allah'ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle)
dersin' buyurdu"
Kaynaklar
1) Hak Dini Kur an Dili. 6:4592
2) Muvatta. İtikâf:6
3) Duhan Suresi, 3.
4) Hak Dîni Kur'ân Dili, 9:5970.
5) Müsned, 2:27.
6) Buhari, Siyam: 71, İbni Mâce, Dua
Mehmet Paksu,Mübarek Aylar, Günler ve Geceler


Tarih: 00:36, 26/9/2008 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (26) | Yorum yaz | Bağlantı

Ramazanımızı Unutulmaz Yapalım!

Ramazanımızı Unutulmaz Yapalım!

-Dua
Öncelikle Allaha bu Ramazanı şimdiye kadar yasadığınız en unutulmaz Ramazan yapması için dua edin.
Her şeyin anahtarı Onun elinde olduğuna göre..

-Zihninizi ve herşeyi sakinleştirin. .

TV, internet, radyo, cep telefonu, iPod, mp3 çalar ne varsa günün tamamında olmasa bile en azından 15-20 dk. kapatın. Sakin bir yer bulun, gözlerinizi kapatın ve Rabbinizle irtibat kurun.. En basta akliniz lüzumlu-luzumsuz bir çok şeyle dolu gibi görünecektir. Fakat siz onu su 3 şeyi düşünmeye zorlayın:

1-Allah
2-hayattaki gayeniz
3-hayatinizi gerektiği gibi yasayabiliyor musunuz?
Bunu her gün yapmayı deneyin. Veya en azından haftada 3-4 gün yapmayı deneyin.

-Büyük Müslümanları öğrenin
Daha önce okumuş, öğrenmiş olsanız bile Hayatus Sahabeyi bu sene bir daha okuyun. Her gün bir sahabenin hayatini okuyun, dinleyin. Kısa ve öz de olsa, bu başka Müslümanların ne kadar zorluklar karsısında imanlarını koruduklarını öğrenmenin muhteşem bir yolu. Mutlaka denenmesi gereken bir yol!

-Kurânla irtibat kurun

Kurân Rabbimizin bizimle konuşması. Ruhun kemale ermesinde çok önemli bir adım.
Bu Ramazan, Kurâna yeni bir yolla sarilin. Düzenli olarak Kurân okuyorsanız, bu sefer uzun zamandır okumadığınız bir sureyi deneyebilirsiniz.
 Düzenli olarak okumuyorsanız, günde sadece 10 dk. okuyabilirsiniz. Her gün öylesine açtığınız bir sayfadan itibaren 10 dk. okumayı deneyin!

Ayni zamanda, bir Kurân günlüğü tutup, o gün okuduğunuz Kurân ile alakalı hislerinizi fikirlerinizi yazabilirsiniz. .

-Başkalarını ihmal etmeyin
Aileden uzak olursa olsun, çocuklarıyla/ esiyle problemleri olan insanlara bu Ramazan hususi bir gayretle daha fazla yardımcı olmaya calisin. Bunun karşılığında alacağınız manevi lezzete fazlasıyla değer!

-Açları doyurun
Mideniz daha Ramazanda bayram yaparken, o dilenciye bir iki kuruş daha verebilirsiniz, yemek mutfaklarında/ çadırlarında gönüllü çalışabilirsiniz, eve/ise giderken bir iki eve yiyecek bir şeyler bırakabilirsiniz. . Ayni zamanda son felaketlerdeki insanları da unutmayın.. Yardim edecek bir yer bulmak çok kolay..

-Hayat boyu yapa geldiğiniz bir yanlışı bitirin!
Sizi rahatsız eden hareketleriniz neler, bir duşunun. Sonra en kötüsünü bulun.
Tembellik? Gurur? Hor görme? Cimrilik? Sabırsızlık? Ne olursa olsun, bu Ramazanı onun için bir son yapın. Her gün o kotu huyunuzun aksini gerektiren şeyler yapın. Allahın izniyle, bir sure sonra ne büyük bir değişiklik yaptığınızı şaşırarak fark edeceksiniz!

-Kadir gecelerini kullanın!
Ramazanın son on gecesine boşuna Kadir gecesi denmemiştir. Bu hususi zamanları içten, ihlaslı, kalbî duâlarla, kendinizi gözden geçirerek ve ciddi düşüncelerle geçirebilirsiniz. .


Tarih: 07:27, 31/8/2008 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

(SADAKA-İ FITIR) ..

(SADAKA-İ FITIR)

Yani Ramazanda Verilmesi Gereken Sadaka.

Fitrenin Vücûbunun Şartları

Kendisinde şu üç şart bulunan herkesin fitre vermesi vaciptir

Birincisi, müslüman olmak;

 ikincisi, hür olmak;

üçüncüsü, aslî ihtiyaçlarının haricinde nisab miktarında mala sahip bulun­mak. Nisab miktarındaki bu malın üzerinden bir sene geçmesiyle geçmemesi ve üreyen bir mal olmasıyla olmaması arasında her­hangi bir fark yoktur. Fitre verecek kimsenin, akıllı ve erginlik çağında bulunması da şart değildir.

Fitre Kimin İçin Verilir Kimin İçin Verilmez?

Mükellef kendisi adına, fakir olan küçük çocuğu a metinde olan kölesi adına kendi maundan fitre verir.

Mükellefin kendi malından karısı adına, büyük oğlu, zengin olan küçük çocuğu, ticarî maksatla bulundurduğu kölesi ve firar eden kölesi adına fitre ayırması vacip değildir. Ancak firar eden kölesi döndüğünde onun adına fitre verir.

Mükellef fitreyi zengin olan çocuğunun malından verebilir. Deli de çocuk gibidir. Delinin malı olmadığı takdirde velisi kendi malından onun adına fitre verir. Delinin malı varsa, velisi fitreyi] bu maldan verir.

Fitrenin Vacib Olma Zamanı

Fitre, ramazan bayramı günü sabah tan yerinin ağarmasıyla âcip olur. Bu vakitten önce ölenlere vacip olmadığı gibi bu vakit-en sonra doğanlara veya müslüman olanlara da vacip değildir.

Fitrenin tan yeri ağardıktan sonra bayram namazı kılınma-lan önce verilmesi menduptur.

Fitre, bayram gününden bir veya iki gün önce verilebilir, rîatta on gün önce, ramazanın yansında, ramazanın ilk günlerin­le bile verilebileceğini söyleyenler vardır. Hatta bir yıl veya iki yıl /e hatta on yıl veya on yıldan daha önce verilebileceğini söyleyenler dahi vardır.

Fitrenin tehiri onun zimmetten düşmesini sağlamaz, isterse uzun müddet tehir edilmiş bulunsun. Ancak tehir eden günahkâr olur.

Nelerden Fitre Verilir?

Fitre şu dört şeyden verilir:

(1) Buğday,

(2) hurma,

(3) arpa ve

(4) kuru üzüm.

Fitrenin Miktarı:

Her şahıs için fitre olarak yarım sâ´ buğday[1] veya buğday unu veya kavutu, yahut hurma veya arpadan bir sâ´ verilir. Kuru üzüm; Ebû Hanîfe´ye göre kuru üzüm buğday hükmünde, Ebû Yûsuf ve Muhammed´e göre ise arpa hükmündedir.

Sâ1 Mısır tartısıyla iki kadeh ve üçte bir kadehtir.

(Fitre için ayrılan bu miktarların) değerini vermek de caizdir. Ez-Zahiriyye´de değerinin verilmesinin daha efdal olduğu, fetvanın bu yönde verildiği görüşü vardır. Hangisi fakirin daha çok yararı­na ise o göz önünde bulundurulur.

Fitre Kimlere Verilir?

Kendilerine zekât verilen kimselere fitre de verilir ki bunlar: Yoksullar, düşkünler, zekât toplayan memurlar, hürriyetlerini sa­tın almaya çalışan köleler, ülkelerine, ulaşamayıp yolda kalmış olanlar, mücahidler ve borçlulardır.

Diğerleri mevcut olsa bile, (fitreyi) bu sınıflar arasından sa dece birine vermelidir.

Fitre ve Zekâtın Bir Başka Memlekete Gönderilmesi

Üzerinden bir sene geçmiş olan malın zekâtının ve vâcib ok muş bir fitrenin bir başka memlekete nakli mekruhtur, isterse bil mesafe (namazı) kısaltma mesafesinden[2] daha az olsun.

 AncaK gönderilen (kimse), zekât veya fitre verenin yakını ise veya bu kimse kendi memleketindekilerden daha muhtaç veya daha takva ise yahut da gönderilen bu kimse Müslümanlar için -öğretim işiyle meşgul olması (gibi) bir sebeple- daha faydalı bir kimse ise mek­ruh olmaz.

Fitrenin Önce en yakanlarına, sonra komşulara, sonra kendi mahallesindekilere, sonra kendi mesleğindekilere, sonra da kend] memleketinin insanlarına verilmesi efdaldir.

[1] Yarım sa´ buğday 1750 gramdır. (Mütercim)

[2] (Namazı) kısaltma mesafesi, yolcular için seferîliğin başladığı sınırdır


Tarih: 16:29, 4/10/2007 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Aylardan Ramazan, ruhun iftar vakti şimdi

Ramazan'ı yaşıyoruz şu günlerde... Mübârek Ramazan'ı yaşıyoruz... On bir ayın sultanını, ayların biriciğini, Kur'ân ayını büyük bir sevinçle karşılıyoruz. Kalplerimiz yumuşuyor, dostluklarımız heye-canlanıyor Ramazan'da.

Nefsimizin hayvânî isteklerine zincirler vurup melekiyet âlemine adım adım yürüyoruz. Mîdemizin ağlamasına karşılık binbir duyguyla etrafımıza nurdan gülücükler savuruyoruz...

 İftar ile sahur arasında yaşadığımız "gel-git'lerde, "hakikate git'en yolda nefsimizin nasıl da yola "gel-diğini" hayretle seyrediyoruz.

Midemizin aç kalmasıyla ihtiyaç sahibi olduğumuzu fark ediyor, zaafımızı anlıyoruz. "Acz'den, "fakr'dan yoğrulmuş bir hamur, bir fıtrat olduğumuzu ve yegâne kurtuluşumuzun Kadîr-i Rahîm'in dergâhına sığınmak olduğunu--oruç tutmakla-- öğreniyoruz. Aczimizi anladığımız nispette de kul olduğumuzu hakîkaten hissediyoruz.

Ramazan ayı kulluğun mîraca erdiği bir "ubûdiyet ayı'dır. İftar vakitleri ise; sabredenlerin müjdelendiği anlardır. Nefsinin istek ve arzularına "Allah için" dur diyebilenlerin müjdelendiği, önlerine "umulmadık yerlerden" nimetlerin sunulduğu bir müjde ânıdır. Müjdelenmiş bir cennet sofrasıdır, iftar sofraları...

Ramazan, aynı zamanda; Kur'ân okumalarıyla, şevkle söylenen salâvâtlarıyla, mânevî mîraçlara bizi erdiren teravih namazlarıyla ve peygamberî bir lîsan ile edilen "Cevşenü'l-Kebîr" duâlarıyla ruhun iftar vaktidir Ruhumuzun şeytanî zincirlerinden kurtulup ulvî âlemlere açıldığı, mânevî açılmaların, gelişmelerin yaşandığı bir iftar vaktidir Ramazan.

Evrâd û ezkâr ile nurlandırılan her vakit---kabiliyet tohumlarımızın açılıp, yemiş vermek için kabuğunu çatlattığı---ruhumuzun gıdalandığı, feyizlere erdiği bir iftar vaktidir. Ruhun manevî gıdalarla doyuma ulaştığı bir iftar sofrasıdır Ramazan...

Bu manevî iklimden istifade edip Ramazan'ın o nûrânî bahçesinde kabiliyetlerini açtırabilenler, hakîki bir bayram yapıyorlar.

Ruhunun kapılarını Kur'ân'ın hayat bahşeden hakikatlerine açanlar, bu manevî feyze erişmenin sevinciyle maddî, manevî bayramlara ulaşıyorlar

 

 Ramazan'a râm olmanın meyvesini "bay-ram" ile yaşıyorlar.

Aylardan Ramazan,

Ve şimdi, ruhun iftar vakti...


Tarih: 15:28, 3/10/2007 Kategori: Ramazani Serif Ozel_
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
Yahoo bot last visit powered by MyPagerank.Net
<- Sonraki Sayfa ->