
KADINLIK DURUMUNU dişiliğe indirgeyip insan olarak, eş olarak ve Anne olarak kadını âdeta yok sayan çağdaş uygarlığın eşine az rastlanır bir pişkinlikle İslâmı sürekli kadını ikinci sınıfa iten din olarak itham altında tutması, yaşadığımız çağın en yaman çelişkileri arasındadır.
Gelin görün ki, bu çelişki zihinlerdeki hükmünü ve söylem olarak iktidarını koruyor.
Ve bu yüzden, yaşadığımız çağda ehl-i imanın en ziyade üzerinde durduğu konulardan birini, İslâmın kadına verdiği değer oluşturuyor.
Cahiliye döneminin kadınlar açısından arzettiği trajik şartlardan İslâmın kadınlara getirdiği haklara uzanan bir çizgide, İslâmın kadına verdiği değer sıklıkla vurgulanıyor.
Elbette, âlemler Rabbinin Ezelî Kelâmı olarak Kurânı insanlığa tebliğ eden ve onun hayatlarımıza nasıl taşınacağını hayatıyla ve sözleriyle açıklayan Hz. Peygamberin ilgili hadislerini de bilhassa zikrederek!
Nitekim, "Cennet annelerin ayakları altındadır" mealindeki o güzelim hadisi hepimiz işte bu yüzden ezbere biliyoruz.
Ne var ki, böylesi hadislerle süslenmiş bir İslâmın kadına verdiği değer söylemi, yine de, gerek Batının, gerek dünyanın her tarafındaki Batılılaşmış zihinlerin İslâmla, özelde İslâmda kadınla ilgili önyargılarını kırmıyor, kıramıyor.
Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Rabbin ondan başkasına ibadet etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretmiştir. İkisinden birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme; onları azarlama onlara güzel söz söyle; onlara rahmet ve şefkat dolu tevazu kanadını ger. Onlara alçak gönüllü ve şefkatli davran ve onlar hakkında dua edip şöyle de: Ey Rabbim, bunlar küçükken beni nasıl yetiştirip büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, acı." (İsra Suresi, ayet 23-24)
Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek karnında taşımıştır. Onun (memeden) ayrılmasıda iki yıl içinde olmuştur onun için biz insana bana ve ana baba şükret dönüş banadır diye öğüt verdik." (Lokman Suresi, ayet 14)
Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah-u Teala anne babaya iyilik etmeği, onlara şükretmeyi kendi ibadeti ve şükrüyle yan yana zikretmiştir. Bu da Anne babanın Hak Teala indindeki makamını ve onlara iyilik ve itaat etmenin önemini göstermektedir. Onun için anne, babaya itaat etmek günah ve farz olan şeyler haricinde farzdır. Hatta anne baba evladını sünnet olan bir ameli yapmaktan nehy edip başka bir işe emrederse onların dediğini yapması gerekir.
Zira, başta da belirttiğimiz gibi,
Batı medeniyeti içinde gelişen kadın hakları akımı, bir eş ve bir anne olarak kadına karşı bir dişi olarak kadını önceliyor;
eşliği ve anneliği ise, kadına karşı haksızlığı mümkün kılan unsurlar arasında görüyor. Açıkçası, ruhunu ve bedenini nefsinin serbest kullanımına açık tutan bir dişiliği özgürlük olarak değerlendirip anneliği bir tür esaret olarak gören bir anlayışla anneliği zaten yolun başında aşağıladığı için," Cennet annelerin ayakları altındadır" gibi bir güzelim sözü, kadına değer veren ve değerli kılan bir söz olarak algılayamıyor.
Maamafih, tam da burada, insanın aklına itiraz kabilinden bir soru gelmiyor değil: Anne olarak kadını değersizleştiren bir uygarlık, neden Anneler Günü gibi bir gün ihdas etsin ki?
Oysa, böyle bir günün ihdas edilmesi dahi, anneliğin Batıda uğradığı aşınmayı ve değer kaybını net bir biçimde ortaya koyuyor.
Bu uygarlık içinde annenin değeri, hatırı ve hukuku unutulmuş olmalı ki, bunları hatırlamak için bir gün ihdas edilmiş bulunuyor.
Hem de ne gün! Koca bir yıl boyu evlerinde yalnızlığa, yahut sözüm ona huzur içeren bakımevlerinin kuytularında hüzne itilen; şefkatle bakıp büyüttüğü ve şimdi de kendilerinden sevgi ve ilgi beklediği nazarların uzağında kader ortağı yaşıtlarıyla birlikte günlerini geçiren anneler o bir günde kendileri için bir işe yarayıp yaramayacağı meçhul hediyelerle sevindirilir iken, kazanan annelerden ziyade, kapitalizm oluyor!
Bütün bunlara rağmen, annelerin Batı uygarlığı içinde yine de şanslı oldukları söylenebilir. Çünkü, yaşlandığında eşiyle aynı muameleye maruz kalan babaların durumu annelerin durumundan daha hazin olduğu için, genel olarak babalığa yüklenen anlam, anneliğe yüklenen anlamdan da gerilerde duruyor. Annenin hukukunun bile ihmal edildiği bir zeminde, baba figürü, erkek-egemen bir dünyanın baş müsebbibi olarak ve de maçoluğun sembolü olarak daha da fazla aşağılanıyor.
Ama, Anneler Gününden sonra, ayıp olmasın diye ihdas edilmiş bir Babalar Günü yok değil. Ancak, o gün için Anneler Günündeki kadar öne çıkan bir kutlamadan söz etmek de mümkün değil. Kaldı ki, olsa da, bu kutlama, annelere tahsis edilen gün gibi, esasen büyük mağaza zincirlerinin patronlarına yarıyor.
Ve ilginçtir, istatistikler, ABD gibi Batı medeniyetinin sembolü haline gelmiş bir ülkede en fazla karşıdan ödemeli telefon görüşmesi yapılan günün Babalar Günü olduğunu gösteriyor. Yani, çağdaş uygarlığın görücüye çıktığı bu diyarda pek çok evlat babasının gününü o gün münasebetiyle yaptığı telefon görüşmesinin parasını babasına ödeterek kutluyor!
İnsanlık âleminde de, baba, başka hiçbir şeye feda etmediği haysiyetinden yalnızca çocukları için feragat eder. Hayatının en güzel zamanlarını çocuklarının rahatı için çalışmakla geçirir. Onların rahatı için, onların uzağında rızık peşinde koşar.
Çocuklar annelerinin onlara aldığını giyerler; ama bu giysilerin alındığı parayı eve baba getirir. Çocuklar annelerin yaptığı yemekleri yer; ama bu yemeklerin malzemesi, babanın alınteriyle alınmıştır.
Sözün kısası, annenin çocukların üzerinde büyük hakları vardır. Ve bu haklar o derece büyüktür ki, Kurânın Allahın üzerimizdeki haklarından sonra vurguladığı en birinci hak, annelerimizin bizim üzerimizdeki haklarıdır. Ve yine bu yüzden, hak ve hatır gözetmede birinci sırada tutmamız gereken kişinin annemiz olduğunu bize bildiren birçok hadis-i şerif bulunmaktadır.
Ki,İslâmda kadın üzerine bunca saldırının olduğu bir zamanda, bu hadislerin en azından bir kısmını biliriz ve vurgularız. Nitekim, biliriz ki, Cennet annelerin ayakları altındadır.
Ancak, bilmeyiz ki, anneler için böyle buyuran kudsî nebi (a.s.m.), babaların hakkını ve hatırını da unutmamıştır. Bilmeyiz ki, onun babalar hakkında şöyle bir hadisi vardır: "Baba, cennetin orta kapısıdır."*
Annelerin ayakları altında olan cennete ta da orta kapısından girebilmeye ne dersiniz?
Annelerin ayakları altında olan cennete tam da orta kapısından girebilmek için, annelerimizle birlikte babalarımızın da gönlünü hoş tutup, onların üzerimizdeki haklarını hiç unutmamaya ne dersiniz?

Rahmet üstüne rahmet iner annelerin üstüne.
Görülmemiştir annelerin evladına küstüğüne.
Darılsa, kırılsa da, görse evladının düştüğüne.
Ölümünü de olsa, hemen koşar, sarılır üstüne.
Hiçbir sevgi, gelmez onun sevgisinin üstüne
Kalbimize yaptırmak lazım annelerin büstüne
Nadiren görülse de evladın anneye küstüğüne
Görülmemiştir annelerin evladına küstüğüne
Annelere verilen paye, kimseye verilmedi.
Belki de hediyelerin en güzeli Annelerindi.
Cennet, annelerin ayakları altında, denildi.
Annenin verdiği en güzel hediye de sevgiydi.
Annenin fedakarlığını hiçbir beşer bilemez.
Annenin mükâfatını da hiçbir beşer veremez
Onun içindir ki; Onlarınkini Allah verdi.
Cennet, annelerin ayakları altında dendi.
Her kalemin yazamayacağı gibi,
Her kelamın anlatamayacağı gibi,
Bayramın kalemi de yazamaz Onun kıymetini.
Şairin kelamı da kifayet etmez Onu anlatmayı.
Her zaman selam çakılması gereken anneyi
Ancak bu kadar anlatabilir ozanın kelamı
Ancak bu kadar yazabilir şairin kalemi.
En güzel Allah kelamı ....anlatır anneyi.
Annelere, en güzel Allah verir, paya.
Başka kimin sözü olursa olsun kalır yaya.
Anneye kim öf derse başına düşer iri kaya.
Kim annesinin rızasını alırsa kalmaz yaya.
mailime geldi sizlerle paylaşmak istedim





ve Resul’ünün (s.a.v) tavsiye ettiği gıdalar 